BURDUR’DA ŞEKER ÇUVALINDAN ALMANYA’YA UZANAN BİR USTALIK HİKÂYESİ: ARİF ÖZKUL’UN TERZİLİK YOLCULUĞU
Burdur’da Başlayan Terzilik Serüveni Avrupa’da Dükkân Sahipliğine Dönüştü
Burdur’da çıraklıkla başlayan bir meslek serüveni, Almanya’da açılan bir dükkânla uluslararası bir başarıya dönüştü. 1976 yılından bu yana iğne, iplik ve emeğiyle hayatını şekillendiren Arif Özkul, terziliğin sadece bir meslek değil, bir sanat ve sabır işi olduğunu söylüyor.
Çıraklıktan Ustalığa Uzanan Yol
Burdur’da 1976 yılında terzilik mesleğine çırak olarak adım atan Arif Özkul, henüz genç yaşlarda başladığı bu yolculukta azim ve çalışkanlığıyla dikkat çekti. Dikiş makinesinin başında geçen uzun saatler, ustasının yanında aldığı disiplinli eğitim ve el emeğine duyduğu saygı, onun meslek hayatının temel taşlarını oluşturdu.
“Terzilik sabır ister, göz ister, gönül ister” diyen Özkul, o yıllarda imkânsızlıkların mesleğe olan tutkusunu asla gölgeleyemediğini vurguluyor.
Şeker Çuvalından Dikilen Pantolon
Gençlik yıllarındaki yokluk günlerini anlatırken yüzünde hem hüzün hem de gurur beliriyor:
“Kumaş almak için paramız yoktu. Ben de şeker çuvalından kendime pantolon diktim.”
Bu sözler, onun mesleğe olan bağlılığını ve üretme arzusunu en yalın haliyle ortaya koyuyor. İmkânsızlıklar içinde bile çözüm üreten bir çırak, yıllar sonra kendi dükkânını açan bir ustaya dönüşecekti.
1979’da Almanya’ya Uzanan Serüven
1979 yılında Almanya’ya giden Arif Özkul, burada da terzilik mesleğini sürdürdü. Farklı kültürler, farklı beden ölçüleri ve farklı beklentilerle karşılaşmak onun ustalığını daha da pekiştirdi. 1984 yılında ise önemli bir adım atarak Almanya’da kendi terzi dükkânını açtı.
O dönemde Türklere iş yeri açma konusunda çeşitli zorluklar çıkarıldığını belirten Özkul, şunları söylüyor:
“O zamanlar Türklere dükkân açmaya müsaade etmiyorlardı. Ama sırf terzi olduğum için bana izin verdiler.”
El sanatlarına duyulan saygının, onun önünü açtığını ifade eden usta terzi, mesleki becerinin evrensel bir değer olduğunu dile getiriyor.
"İş var çırak yok"
Makasın metal sesi, ütünün buharı, eski bir dikiş makinesinin ritmi hâlâ yerli yerinde; ancak o seslere eşlik edecek meraklı gözleri ve hevesli elleri bulmakta zorlanıyoruz. Gençlerin el sanatlarına olan ilgisinin azalmasıyla birlikte çırak bulmakta büyük güçlük çekiyor, bu mesleğin belki de son temsilcileri olarak geleneğimizi ve ustalığımızı yaşatmaya gayret ediyoruz.
“Terzilik 3-4 Aylık Kursla Olmaz”
Arif Özkul’a göre terzilik, kısa süreli kurslarla öğrenilebilecek bir meslek değil. Eğitim merkezlerinde verilen birkaç aylık kursların temel bilgi sağlayabileceğini ancak gerçek ustalığın bir ustanın yanında yetişerek kazanılabileceğini vurguluyor:
“En iyi terzilik bir ustanın yanında çalışarak öğrenilir. Ustanın her yaptığını görerek, uygulayarak olur. Temel eğitim çok önemli ama en önemlisi işini severek yapmak.”
Terziliğin en önemli unsurlarından birinin “göz” olduğunu belirten Özkul, ölçünün yalnızca mezura ile değil, dikkatli bir bakışla da alındığını söylüyor:
“Terzilikte göz çok önemli. En güzel kalıbı ve ölçüyü gözümüzle almalıyız. Herkesin bedeni farklıdır. Kişiye en uygun, en güzel duracak kıyafeti dikmek ustalığın göstergesidir.”
“Ölümsüz Bir Meslek”
Gençlere özellikle el sanatlarına yönelmeleri tavsiyesinde bulunan Arif Özkul, terziliğin insan var oldukça devam edecek bir meslek olduğunu ifade ediyor:
“Bu meslek ölümsüzdür. İnsan olduğu sürece giyinmek olacak. Ama kıymetli mesleklerimiz ölüyor. El sanatlarımıza sahip çıkmamız lazım.”
Burdur’dan Almanya’ya uzanan bu yolculuk, sadece bir terzinin hikâyesi değil; emeğin, sabrın ve meslek aşkının hikâyesi olarak öne çıkıyor. Şeker çuvalından dikilen bir pantolonla başlayan serüven, bugün hâlâ aynı hevesle devam ediyor.
Güllü Nalbat Çataltepe - Özel Haber
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)







.webp)
